Obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde aşırı yağ birikmesiyle karakterize kronik, ilerleyici ve çok etkenli bir hastalıktır. Yalnızca kişinin fazla yemek yemesinin veya yeterince hareket etmemesinin sonucu değildir.
Genetik özellikler, iştah ve enerji dengesini düzenleyen biyolojik mekanizmalar, çevresel koşullar, beslenme, fiziksel aktivite, uyku, stres, bazı hastalıklar ve kullanılan ilaçlar obezitenin gelişimine katkıda bulunabilir. Bu nedenle tedavinin kişiye özel ve uzun süreli olması gerekir.
Yetişkinlerde en sık kullanılan tarama yöntemi beden kitle indeksidir. Beden kitle indeksi, kilogram cinsinden vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle hesaplanır:
BKİ = Vücut ağırlığı (kg) / Boy² (m²)
Yetişkinlerde genel BKİ sınıflandırması şöyledir:
BKİ, vücut yağını doğrudan ölçmez. Kas kütlesi yüksek kişilerde, ileri yaşta, gebelikte, ödem varlığında ve bazı etnik gruplarda sağlık riskini tek başına doğru yansıtmayabilir. Bu nedenle bel çevresi veya bel-boy oranı, vücut kompozisyonu, kan basıncı, kan testleri ve obeziteye eşlik eden hastalıklar da değerlendirilmelidir.
Obezitenin gelişiminde genellikle birden fazla etken birlikte rol oynar:
Endokrin hastalıklar obezitenin olası fakat görece seyrek nedenleridir. Her obezite hastasında hormon bozukluğu bulunduğu düşünülmemelidir. Öykü ve muayenede kuşku varsa uygun laboratuvar incelemeleri yapılır.
Kilo artışına katkıda bulunabilecek bir ilaç, hekim önerisi olmadan kesilmemelidir. Gerektiğinde daha uygun bir alternatif olup olmadığı ilgili hekimle değerlendirilir.
Obezite aşağıdaki hastalıkların gelişme riskini artırabilir veya mevcut hastalıkların kontrolünü güçleştirebilir:
Bu riskler yalnızca BKİ’ye bağlı değildir. Yağın vücuttaki dağılımı, eşlik eden hastalıklar, yaş, genetik özellikler ve fiziksel uygunluk da önemlidir.
Obezite tedavisinin amacı yalnızca tartıdaki sayıyı azaltmak değildir. Temel hedefler:
Tedavi; tıbbi beslenme, fiziksel aktivite, davranış değişikliği, uyku ve stres yönetimi, ilaçlar, endoskopik yöntemler ve metabolik-bariyatrik cerrahinin uygun birleşiminden oluşabilir.
Beslenme programı hastanın sağlık durumuna, günlük yaşamına, kültürel tercihlerine ve sürdürebileceği alışkanlıklara göre hazırlanmalıdır.
Herkes için geçerli tek bir “obezite diyeti” yoktur. Çok düşük kalorili veya aşırı kısıtlayıcı programlar yalnızca uygun hastalarda ve sağlık profesyoneli gözetiminde kullanılmalıdır. Uzun süre bütün karbonhidratları ya da temel besin gruplarını kesen kontrolsüz diyetlerden kaçınılmalıdır.
Fiziksel aktivitenin tek başına oluşturduğu kilo kaybı bazı kişilerde sınırlı olabilir; ancak sağlığa katkısı bunun çok ötesindedir. Düzenli aktivite:
Egzersiz programı kişinin yaşı, mevcut hastalıkları, eklem sorunları ve fiziksel kapasitesine göre aşamalı olarak planlanmalıdır. Kilo kaybı olmasa bile düzenli fiziksel aktivite sağlık açısından yararlıdır.
Davranışsal tedavi; yemek yeme örüntülerini, fiziksel aktiviteyi, uyku düzenini, stres yönetimini ve tedaviye devamlılığı iyileştirmeyi amaçlar. Gerçekçi hedef belirleme, yeme ve aktivite kaydı tutma, sorun çözme ve nüksleri yönetme bu tedavinin parçaları olabilir.
Tıkınırcasına yeme veya başka bir yeme bozukluğundan kuşkulanılıyorsa, aşırı kısıtlayıcı bir kilo verme programından önce ruh sağlığı değerlendirmesi yapılmalıdır.
Beslenme, fiziksel aktivite ve davranışsal düzenlemelerle yeterli sağlık kazanımı sağlanamayan bazı hastalarda reçeteli obezite ilaçları düşünülebilir.
İlaç seçimi yapılırken:
gibi etkenler değerlendirilir.
Günümüzde farklı etki mekanizmalarına sahip ilaçlar bulunmaktadır. Bunlar arasında bağırsaktan yağ emilimini azaltan, iştahı etkileyen ve GLP-1 veya GIP/GLP-1 sistemleri üzerinden çalışan ilaçlar yer alır. Her ilaç her hasta için uygun değildir.
Obezite ilaçları genellikle beslenme ve fiziksel aktivite programıyla birlikte kullanılır. Tedavinin etkinliği ve yan etkileri düzenli olarak izlenmelidir. Obezite kronik bir hastalık olduğu için ilaç tedavisi de uzun süreli olabilir; ilacın kesilmesinden sonra kilo geri alımı görülebilir.
İnternetten veya güvenilir olmayan kaynaklardan temin edilen zayıflama ilaçları ve vücuda enjekte edilerek kullanılan ürünler ciddi sağlık riski oluşturabilir. Reçeteli ilaçlar hekim değerlendirmesi olmadan kullanılmamalıdır.
Mide balonu, mideye endoskopiyle yerleştirilen geçici bir cihazdır. Cerrahi ameliyat değildir. Midede yer kaplayarak daha erken doymaya yardımcı olabilir.
Mide balonu her hasta için uygun değildir ve tek başına kalıcı bir çözüm oluşturmaz. Yerleştirme öncesinde uygunluk değerlendirmesi, işlem sonrasında ise beslenme ve davranış desteği gerekir. Bulantı, kusma, karın ağrısı, reflü, balonun sönmesi veya yer değiştirmesi gibi komplikasyonlar gelişebilir.
Endoskopik mide küçültme gibi başka endoskopik tedaviler de seçilmiş hastalarda uygulanabilir. Bu yöntemlerin cerrahinin yerine geçip geçmeyeceği hastanın özelliklerine göre değerlendirilir.
Metabolik ve bariyatrik cerrahi, yalnızca midenin hacmini veya gıdaların emilimini azaltan bir tedavi değildir. Bu ameliyatlar iştahı, tokluk sinyallerini, bağırsak hormonlarını ve glikoz metabolizmasını da etkiler.
Günümüzde en sık uygulanan ameliyatlar:
Seçilmiş hastalarda biliopankreatik diversiyon ve duodenal switch gibi başka ameliyatlar uygulanabilir. Ayarlanabilir mide bandı, daha düşük etkinlik ve uzun dönem sorunlar nedeniyle günümüzde daha az tercih edilmektedir.
Güncel uluslararası kılavuzlara göre metabolik-bariyatrik cerrahi:
Bu ölçütler otomatik olarak ameliyat yapılacağı anlamına gelmez. Yaş, genel sağlık, önceki tedaviler, yeme davranışları, ameliyat riski ve yaşam boyu takibe uyum birlikte değerlendirilir. Ulusal mevzuat ve geri ödeme ölçütleri uluslararası kılavuzlardan farklı olabilir.
Ameliyat öncesinde genellikle:
yapılır.
Amaç hastayı ameliyattan alıkoymak değil, en uygun yöntemi belirlemek ve ameliyat risklerini azaltmaktır.
Metabolik-bariyatrik cerrahi etkili bir tedavi olmakla birlikte risksiz değildir. Erken dönemde kanama, enfeksiyon, kaçak, damar pıhtısı ve anestezi komplikasyonları görülebilir. Uzun dönemde vitamin ve mineral eksiklikleri, kansızlık, safra taşı, reflü, dumping sendromu, bağırsak sorunları, ülser, kilo geri alımı veya yeniden girişim gereksinimi ortaya çıkabilir.
Ameliyat sonrasında:
gereklidir.
Hayır. Liposuction, belirli bölgelerdeki deri altı yağ dokusunu azaltmaya yönelik bir vücut şekillendirme işlemidir. Obeziteyi, iç organların çevresindeki yağlanmayı veya obeziteye bağlı diyabet ve kalp hastalığı riskini tedavi etmez.
Büyük miktarda kilo kaybından sonra karın, kol, bacak veya diğer bölgelerde kalan fazla derinin çıkarılması amacıyla plastik ve rekonstrüktif cerrahi uygulanabilir. Bu işlemler de kilo verme yöntemi değildir; vücut konturu, hijyen, hareket ve yaşam kalitesiyle ilgili sorunları düzeltmeyi amaçlar.
Obezite tedavisi; hastanın sağlık durumu, beklentileri ve önceki tedavileri değerlendirilerek multidisipliner bir ekip tarafından kişiye özel planlanmalıdır.
Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; muayene, tanı veya kişiye özel tedavi önerisinin yerini tutmaz.
Sorunuz mu var?
Kısa bir not bırakın, e-posta ile dönüş yapalım.
Soru sor